• PSİKANALİZE GİRİŞ

  • KENDİLİK VE NESNE
    İLİŞKİLERİ

  • PSİKANALİZ

  • PSİKANALİTİK
    PSİKOTERAPİLER

  • PSİKANALİZLE
    SANAT-I-YORUM

PSİKANALİZ VE PSİKANALİTİK PSİKOTERAPİ

PSİKANALİZ VE PSİKANALİTİK PSİKOTERAPİ

Konuya girmeden önce sık karşılaşılan yanlış bilgi ve anlamaları önleyebilmek için birkaç açıklama yapmak gerekir. Psikanaliz, hiç olmazsa ülkemizde birçok yerde ve kişilerce, bilerek, bilmeyerek, yanlış tanınmakta ya da tanıtılmaktadır. Çoğu kez, konuşma ile yapılan her türlü psikoterapiye yanlış olarak "psikanaliz" adı verilmektedir. Klasik psikanaliz özel yöntem ve çok yoğun çalışma gerektiren bir psikoterapi türüdür. Psikanalistin özel eğitim görmesi, kendisinin eğitim için psikanalizden geçmesi gerekir. Ruh hastaları ya da ruhsal sorunları olan kişiler arasında ancak özel bir kesime uygulanabilir. Sağaltım süresi yılları kapsayabilen bir uzunluktadır. Hasta, haftada en az iki, ortalama üç dört kez sağaltım saatlerine gelmelidir. Bu sağaltım saatlerinde hasta sedirde uzanarak konuşur. Serbest çağrışım temel kuraldır. Psikanalitik yönelimli psikoterapi (psychoanalytically oriented psychotherapy) psikanaliz ilkelerini temel alan, fakat klasik uygulama kurallarına bağlı kalmayan sağaltım türüdür. Hekimin uzun süre denetim altında eğitim görmesi zorunludur. Hastalar yine özel seçilmelidir. Haftalık sağaltım saatleri daha esnek tutulabilir. Hasta sedire uzanmaz; yüz yüze konuşulur. Serbest çağrışım kural değildir. Sağaltım 2-3 yıl, hatta daha uzun sürebilir.

Her iki sağaltım türü de içgörü kazanarak benliğin güçlenmesini, kişiliğin değişimini amaçlamaktadır. Arada genellikle yoğunluk ve derinlik farkı vardır. Çağımızda, klasik psikanaliz daha seyrek uygulanırken psikanalitik yönelimli sağaltımlar ise daha sık kullanılmaktadır.

Uygulamada klasik psikanaliz ya da analitik yönelimli sağaltım yapabilmek için bu bilgilerin bilinmesi zorunludur. Ancak, bu bilgilerin kuramsal olarak bilinmesi ile analitik sağaltımın uygulanabilmesi tümden ayrı şeylerdir. Kuramlar dizgesi ile psikanaliz yöntemi arasındaki bağlar, yöntem üzerinde yeterince eğitim görmüş kişilerce kurulabilir. Örneğin, çocuğun gelişme dönemlerinde karşılaşmış olduğu sorunları ve çatışmaları bilmek başka; bunları bir sağaltım amacı ile inceleyebilmek, yorumlayabilmek ve çözüm yolları gösterebilmek başka iştir.

Freud, başlangıçta sağaltıma olan ilgisi ile yola çıkmış ve giderek psikanaliz kuramım geliştirmişti. Aslında kendisi klinisyen olmaktan çok bir araştırmacı idi. Nitekim Freud, sağaltımdan çok araştırma ve kuramsal çalışmaya daha meraklı olduğunu açıkça söylemişti.

1880'lerden başlayarak Freud, bir yandan akademik çalışmaya, araştırmaya, yeni buluşlara çok meraklı iken; bir yandan da parasal sıkıntılar nedeni ile sağaltımla uğraşmak zorunluluğunu duyuyordu. Meslek yaşamının başında iyi bir nörolog ve nörofizyolog oldu; kokain üzerindeki çalışmaları ile Viyana'daki hekimler arasında tanındı. Bir sinir hekimi olarak Freud, ünlü Fransız hekimi Charcot’nun yanında çalışmaya çok önem veriyordu. 1885-1886 yılları arasında bir süre Paris'e giderek Charcot’nun yanında çalışma olanağını buldu. Büyük bir gözlemci olan Charcot'dan yalnız ruh ve sinir hastalıklarının, öncelikle histerinin kliniği üzerindeki bilgilerini arttırmakla kalmadı; aynı zamanda uyu tu m (hipnoz) yöntemini öğrendi. Bu sırada Charcot’nun histeri üzerindeki yeni görüşleri büyük ilgi çekiyordu.Charcot histerinin uyutumla, eğindirim (telkin) ile ortaya çıkarılabilen; erkeklerde ve çocuklarda da görülebilen işlevsel bir hastalık olduğunu kanıtlamıştı.

Freud Viyana' ya döndükten kısa bir süre sonra (1886), arkadaşı Breuer'in de etkisi ile hastalarını uyutum ile sağaltmaya başladı. Uyutumu önce bir baskı ve eğindirim yöntemi olarak kullanıyordu. Kısa sürede hem Breuer'in, hem de Nancy okulunun kurucusu Bernheim'in etkisi ile boşaltma (catharsis) yöntemini uygulamaya başladı. Bu yöntemde hipnoza giren hastaya hastalığa neden olabilecek olay ve anıları anlatması, duygularını boşaltması isteniyordu. Bu süre içinde, yani 1888-1895 yılları arasında, Freud'un Breuer ile birlikte histeri üzerindeki çalışmaları psikanalizin başlangıç dönemi sayılır. Birlikte yazdıkları Histeri Üzerine Çalışmalar'da (1893-1895) Breuer ve Freud (12) şöyle yazıyorlardı:

"Histerik belirtiyi ortaya çıkaran olay anımsatılıp konuşturulunca ve hasta, olayın bütün ayrıntılarını duygusal yönü ile birlikte açıklayınca, her bir histerik belirti hemen ve tümden kayboluyordu."

Bu sağaltıcı etkinin gerçek duygusal bir boşaltma (catharsis) ile olduğuna inanıyorlardı. Bir başka deyimle histerik belirti bastırılmış duygular ile ilgili idi ve bunların boşalımı uyutum yöntemi ile olabiliyordu. Ancak, kimi hastalarda olumlu sonuçlar almış olsa bile, Freud kısa sürede, uyutum yöntemini yetersiz bulmaya başladı.

Bilimsel merakı ile yeni buluşlara doğru ilerlemeyi kendisi için kaçınılmaz bir görev sayan Freud 'un dikkatini çeken nokta, hastaların sağaltımda gösterdikleri karşı güç, "direnç" idi. Breuer'in hastası Anna O. çok kolaylıkla uyutulabilirken, Freud'un hastası Elizabeth Von R. uyutulamıyor ve anılarını, düşüncelerini açıklayamıyordu. Freud bu direnç olayının farkına vardıkça şu noktayı düşünmeye başladı: Sağaltıma karşı olan dirençler ile hastalığı doğuran ruhsal etkenlerin bilinçlenmesini önleyen güçler aynı şeydi. Amaç bir savunma idi. Yani histerik hastalarda belirtiye neden olan olayların bilinçlenmesine karşı gelen güç, belirtinin ortaya çıkmasına neden oluyordu. Psikanalizin bu başlangıç yıllarında Freud, hep belirtiler üzerinde duruyordu ve sağaltım belirtilerin ortadan kaldırılmasına yönelikti. Gerçek nedenler açıklanmış olmuyordu. Zamanla Freud, nevrozların oluşumunda bu yöntemin yetersizliğini anladı. Çok karmaşık bir yapısı olan nevrozların açıklanmasında başka yöntemler ve kuramlar gerekiyordu.

Uyutum (hipnoz) yöntemini giderek yetersiz bulan Freud 1900 yıllarının başında "serbest çağrışım"yöntemini geliştirerek ruhsal sorunların bilinçdışı kaynaklarına inmek; bilinçdışını incelemek için bu yöntemi kullanmaya başladı. Freud ilk olarak Dora vakasında (31) aktarım (transference) sürecinin psikanalizde önemini vurguladı, 1912'de yayınladığı "Aktarımın Dinamiği" (37) adlı yazısı ile aktarım ve direnç arasındaki ilişkileri, olumlu, olumsuz aktarımı açıklamaya çalıştı. Böylece, aktarım ve direnç, psikanaliz sürecinin en Önemli öğeleri olarak incelenmeye başlandı. Aktarımın ve direncin çözümlenmesi psikanalitik sağaltımının özünü oluşturur. Bunun yapılabilmesi için kullanılan araç ve yöntemler şunlardır: Serbest çağrışım, düşlerin çözümlenmesi ve yorumu, günlük dil ve devinim sürçmelerinin (parapraxias) incelenmesi, yorumlama, çözüm işlemi (working through) ve içgörü kazanılmasıdır.

Prof. Dr. M. Orhan Özrütk’ün “Psikanaliz ve Psikoterapi” adlı kitabından uyarlanmıştır.