BİRİNCİL SAHNE
Birincil sahne düşlemi, çocuğun ebeveynler arasındaki cinsel birleşmeye tanık olduğu ya da buna ilişkin bir sahneyi ya da türevlerini kurguladığı bilinçdışındaki yapılandırıcı temel düşlemlerden biridir (temel düşlemler şunlardır: birincil sahne, baştan çıkarılma, kastrasyona uğrama). Sadece libido ve cinsellik ile ilgili değildir, canlılık derecesi ve ne ölçüde saldırganlıkla yüklü olduğu değişkendir.
‘‘Bir Paranoya Vakası’’nda (1915f) belirtilmiş olsa da, birincil fanteziler kavramı esas olarak Freud’un, ‘‘Kurt Adam’’ vakası (1918b [1914]) bağlamında geliştirdiği ve aynı dönemde Giriş Dersleri’nde (1916–17a) gözden geçirdiği birincil sahne üzerine düşünceleriyle bağlantılıdır.
Akhtar[1], Freud’un birincil sahnenin şu yönlerini önemli gördüğünü belirtir:
(1) çiftleşme halindeki hayvanlara maruz kalma da çocuğun bu konudaki düşlemini harekete geçirir,
(2) birincil sahne çocuğu uyarır, ancak aynı zamanda ebeveynlerin misillemesine ilişkin korkular da uyandırır,
(3) çocuk, bu eylemi sıklıkla şiddetli olarak görür ve babanın anneyi dövdüğünü düşünür,
(4) çocuk olup biteni sınırlı bilgisinin çerçevesine göre yorumlar ve bunun anal birleşme olduğu sonucuna varır,
(5) birincil sahnenin özü ancak ‘sonradan etki’ yoluyla kavranır ve
(6) birincil sahne evrensel bir zihinsel inşadır ve belki de ona herhangi bir kişisel anlam atfedilmeden önce filogenetik olarak verilmiş bir donanımdır.
Sonradan etki ile yıllar sonra erişkin cinselliği anlaşıldığında birincil sahne yeniden yorumlanır ve aynı anda birincil sahne düşlemi kişinin erişkin cinselliğini belirler. Freud bunların kaçınılmaz olarak travmatik olduğunu düşünmüştür. Travmatik olan anne-babanın eylemine doğrudan tanık olmaktır çünkü çocuk bu eylemi ruhsal açıdan işleyecek bir kapasiteye sahip değildir. Çocuğun birincil sahneye tanık olmaması ama anne-babasının yatak odasında, kapının arkasında, tam anlayamadığı bir ilişki içinde olmaları onun çocuksu cinselliğinin düşlemsel yönünü uyarır.
Birincil sahne düşlemi, mahrem ilişkilerden dışlanma deneyimine eşlik eden duyguları — yetersizlik, aşağılanma ya da çoğu zaman kıskançlık ve uyarılma duygularıyla bağlantılı öfke[2] duyguları dahil — örgütlemeye hizmet eder.
İlksel fanteziler konusu üç sorunu gündeme getirir: çocukluğun cinsel kuramlarına benzer ‘‘tipik’’ zihinsel oluşumlar düşüncesi; bu tür fantezilerin bireyin doğrudan deneyiminden önceye uzanan bir ‘‘köken’’i (filogenetik miras); ve genel anlamda ‘‘kökenler’’ meselesi (Laplanche ve Pontalis’in [1964] ‘‘köken fantezileri’’ adını verdikleri şey).[3]
Memelilerde; ebeveyn bakımı, çiftleşme davranışı, baskınlık hiyerarşileri, saldırganlık ve bölge koruma, eş bağlanması, oyun davranışı ve sosyal organizasyon gibi davranış sistemleri evrimsel olarak şekillenmiş olup genetik yatkınlık ile çevresel deneyimin etkileşimi sonucunda ortaya çıkar (Alcock, 2013, ss. 219–223, 243–263, 265–283, 309–333, 344–363). Bu açıdan insan davranışının ilk çevresi anne ve aile olduğu için genetik miras bu çevre içinde şekillenir.
Çocuk, karşılaştığı bilmeceleri — cinsiyetler arasındaki fark, cinsel ilişkilerin doğası vb. — açıklamak için kalıtsal anı izlerine başvurabilir. Jean Laplanche ve J.-B. Pontalis’in işaret ettiği gibi Freud burada bir kez daha fiili olaylar kayası ile yapısal etmenler sert kayası arasında kalmıştır. Bununla birlikte bu düşlemlerin aktarımı, ebeveynlerin bilinçdışı aracılığıyla gerçekleşebilir. Bu tür fanteziler mit ya da trajedide (Sophocles, William Shakespeare) yankılanır; çünkü düşlemde şeylerin kökenlerine ilişkin yöneltilen aynı sorular bunlarda da sürekli yinelenir. Köken fantezileri temel roller üstlenirler: birincil sahne bireyin kökenini; baştan çıkarılma fantezileri cinselliğin kökenini ve yükselişini; iğdiş edilme fantezileri ise cinsiyetler arasındaki farkın kökenini tasvir eder.[4]
Erken Ödipus karmaşasının güçlü fantezilerinde bebek, ebeveynlerin özellikle vahşi ve tehlikeli bir tür birleşme içinde olduklarına dair dehşet verici deneyimler yaşar (Klein, 1928/1975). Melanie Klein, çocukluktaki panik ve gece terörlerinde, bebeğin ebeveynlerin birleşmesine ilişkin fantezilerinin sürdüğünü keşfetmiştir. Bunlar, bebeğin dışlanma duygusu karşısında ebeveynlere yönelik hissettiği korkuyla örtüşen şiddetli bir tona sahiptir.[5]
Bu fanteziler preödipal dönemin özelliklerini taşırlar. Örneğin ebeveynler birbirlerini karşılıklı olarak besliyor olarak deneyimlenebilir; ya da çocuğun nefreti karşısında, ebeveynlerin birbirlerini yedikleri fantezilerine dönüşür (Klein, 1929). Hayal edilen karşılıklı yıkıcılık genellikle çocuk için son derece kaygı vericidir ve dışlanmanın yerini çaresizlik alabilir. Gelişimin daha sonraki aşamasında bebek, ebeveynleri daha gerçekçi biçimlerde deneyimler ve onların hayatta kaldıklarına ilişkin kanıttan güvence kazanır. Aynı zamanda bebek, onları güvende tutmak için ebeveynlerden birini ya da diğerini (ya da belki her ikisini) içselleştirebilir. Bir başka ilkel tepki, kendi içindeki ve ebeveyn figüründe algıladığı şiddeti hafifletmek amacıyla sevgi dolu genital duyguları harekete geçirmektir. Böyle bir erotikleştirici savunma daha sonra erken ve sapkın bir cinsellikle sonuçlanabilir. [6]
Depresif konumun başlamasıyla birlikte ebeveynler daha gerçekçi biçimde değerlendirilir ve onların ilişkisi kendi başına yaratıcı bir ilişki olarak yavaş yavaş tolere edilebilir. Yaratıcı bir ebeveyn çiftinin içselleştirilmesi yeni gelişmeler için önemli bir temeldir. Ebeveynlerin içsel olarak birleşme halinde tolere edilmesi, yaratıcılığın ve entelektüel merakın özgürce gelişmesine olanak tanıyan bir kazanımdır.
Klein’ın en erken çalışmaları büyük ölçüde çocuğun cinsel kuramlarıyla ilgiliydi; kısa sürede gizemleştirme, engellenme ve dışlanmanın yol açtığı derin sıkıntıyı ve en hoş çocuğun bile yoğun saldırgan tepkisini fark etti: ‘. . . birincil sahneyle bağlantılı merakın bir ifadesi olduğu anlaşılan bir dizi tutkulu ve zorlayıcı soru . . . tekrar tekrar öfke patlamaları tarafından izleniyordu’ (Klein, 1925, s. 122). Klein’ın ilgisi genel olarak ebeveyn birleşmesinin görülüp görülmediği değil (Erna vakasına bakınız: Klein, 1932), çocuğun buna ilişkin kaçınılmaz biçimde sahip olduğu fantezi versiyonlarıdır; bunlar sıklıkla oyunlarında gözlemlenebilir. Çocuğun birincil sahneye ilişkin en erken, korkutucu genital ve genital-öncesi kısmi-nesne biçimindeki kavrayışı için kendi terimini ortaya koyar: birleşik ebeveyn figürü.
Klein, Freud’un ‘birincil fantezi’ ya da ebeveyn çiftine ilişkin doğuştan bir düşünce fikrini ele alır ve Bion ebeveyn birleşmesi için bir şablonu önemli bir ‘ön-kavram’ olarak görür. Bion’a göre ancak ebeveynlerin birleşmesine izin verebilirsek genel olarak zihinsel bağlara ve düşünmenin kendisine izin verebiliriz (örneğin Bion, 1959). Money-Kyrle birincil sahnenin gerçek doğasını bilmeye çabaladığımızı, ancak buna katlanamadığımız için sıklıkla onu yanlış temsil ettiğimizi gözlemler: ‘Gerçekten de [ebeveynlerin birleşmesinin] düşünülebilecek her temsili bilinçdışında çoğalır; doğru olan hariç’ (Money-Kyrle, 1968, s. 417).
Britton (1989, 1998, 2003) birincil sahne ve onun Ödipal durum içindeki kaderleri hakkında kapsamlı biçimde yazar. Annenin birincil ilişkisine ilişkin güvenli bir versiyonu içselleştirmemiş bireylerde birincil sahnenin ilkel ve şiddetli versiyonlarını tartışır (Britton, 1989). Fantezilenmiş ebeveyn birleşmesinin gerçekleştiği ‘öteki oda’nın, zihinde imgelem ve yaratıcılık için bir alan haline gelebileceğini (Britton, 1998, s. 120–127) ya da kısır gündüz düşleri tarafından işgal edilebileceğini ileri sürer.
Sodré (1994), takıntılı kişinin fantezide birincil çifti nasıl işgal edip denetlediğini betimler. İşkence edici takıntılı kuşkudan mustarip olan kişi çifti bırakamaz ve onların özgürce birleşmesine izin veremez — Ödipus karmaşası çözülmemiş olarak kalır.
[1] Akhtar, S. Comprehensive Dictionary of Psychoanalysis, Routledge, 2018.
[2] Winnicott, D. W., (1958), Kendi başına olma kapasitesi, Psikanaliz Yazıları 2001, 3:21-28.
[3] De Mijolla-Mellor, S. International Dictionary of Psychoanalysis, Editor in Chief Alain de Mijolla, Thomson Gale, 2005.
[4] Laplanche, J. & Pontalis, J. B. (1973). The Language of Psychoanalysis.
[5] Robert D. Hinshelwood S. International Dictionary of Psychoanalysis, Editor in Chief Alain de Mijolla, Thomson Gale, 2005.
[6] Auchincloss, EL, Eslee S. Psychoanalytic Terms & Concepts, New York: American Psychoanalytic Association, 2012.